KORKUTULARAK TERBİYE EDİLEN ÇOCUKLARA BİR ÖĞRETMEN OLARAK NASIL DAVRANMALIYIM

Meslektaşlarımdan sıklıkla duyduğum bir soru ;

“ Hocam öğretmen olarak sınıfta tek kişiyim ama karşımda her biri farklı karakter taşıyan onlarca çocuk var. Nasıl hepsini anlayıp, tanıyıp, ona göre eğitim vereyim ?”

Bu tür genel ifadelerle sorulmuş sorulara cevap vermem. Toplu vaaz konuşmaları da pek yapmayı tercih ettiğim bir şey değildir ( Eğer eğitim veya seminer değilse). Kişilerle tek tek görüşmeyi her zaman tercih ederim. Sonra da tam olarak ne sormak istendiğini anlamak için detaylandırıcı sorular sorarım.

“ Sorduğunuz sorudan anladığım kadarıyla sınıfınızda zorlandığınız zamanlar var. Bana bir örnek verebilir misiniz ?”

“ Tabi Hocam, mesela ben yumuşak karakterli bir öğretmenim. Çocukları korkutmayı veya cezalandırmayı sevmem. Ancak bazı çocuklar başka hiç bir dilden anlamıyorlar ?”

“ Başka dilden anlamayan çocukları nasıl ayırt ediyorsunuz ?”

“ Çok basit; çok kez güzellikle ve uyarılarla onlara yapmaları gerekenleri hatırlatıyorum. Ama bunu asla dinlemiyorlar. Ben de mecburen cezalandırarak veya korkutarak onları kontrol etmek zorunda kalıyorum.”

“ Yaptığınız davranışla istediğiniz sonuca ulaşıyorsunuz anladığım kadarıyla. Ancak bunda sizi rahatsız eden bir şey var?”

“ Evet Hocam, ben böyle bir öğretmen olmak istemiyorum. Çocukları korkuyla kontrol etmek istemiyorum. Mecbur kalıp yapıyorum ama sonra vicdanım rahatsız oluyor.”

“ Anlıyorum. Karakterinize ve mesleğinize bakış açınıza uygun olmayan davranışlar göstermek zorunda kaldığınızı düşündüğünüz için  çözüm arıyorsunuz ? doğru mu anlıyorum ?”

“ Aynen öyle hocam.”

“ Peki bu konuda değişiklikler yapmak için neler denediniz ?”

“ Hocam çocuklarla konuştum, ailelerini çağırdım . Ama hiç faydası olmadı. Yalnız aileleri yakından tanıyınca bu tür çocukların evde korkuyla terbiye edildiğini gördüm. Bunu ben nasıl değiştirebilirim ?”

“ Çocuklarla nasıl konuştunuz, biraz anlatır mısınız ?”

“ Ne bileyim işte…beni size kızmak zorunda bırakmayın, bağırmak istemiyorum. Neden böyle davranıyorsunuz …. Gibi şeyler işte ?”

“ Ne cevap verdiler size ?”

“ Hiç cevap vermediler. Bazıları sırıttı, biri korktu, bir ikisi de hiç umursamadı bile. Başka ne yapacağımı bilmiyorum ve çok yoruldum tüm bu olanlardan.”

“ Anlıyorum, sınıfta tüm çocuklarla kurulmuş bir uyum ve karakterinize uygun yumuşak bir hava yaratamamak sizi oldukça üzmüş anlaşılan.”

“ Evet o kadar üzgün ve yorgunum ki bu konuda inanın bazı günler okula gitmek bile istemiyorum. Sınıfa girip ders anlatmak bir işkenceye dönüşüyor. Kimi susturayım, kimi korkutayım, kimi seveyim, kime ceza vereyim şaşırıp kalıyorum. Böyle günlerde sınıfı bırakıp kaçıp gitmek istiyorum.”

“ Evet olan biteni anlatırken içinde bulunduğunuz ruh hali görüntünüze de yansıyor zaten. Enerjiniz tükenmiş ve mutsuz görünüyorsunuz.”

“ Evet tam da öyleyim…”

“ Anlıyorum ve yaşadıklarınızın sizin için zorluğunu hissediyorum.” Diyerek ellerini tuttum öğretmen arkadaşımın. O’na bir kahve ikram ettim, konuşmadan oturduk bir süre. Yaklaşık on dakika sürdü. O tekrar konuşmaya başlayana dek hiçbir şey söylemeden sadece ona bakarak ve tüm ilgimi, dikkatimi sadece ona odaklayarak bekledim.

“ Biliyor musun Hocam, sizinle bunları konuşmak beni çok rahatlattı. Beni anlayan ve duygularımı önemseyen biriyle uzun zamandır karşılaşmamıştım. Uzun zamandır kendimi bu kadar değerli hissetmemiştim.”

“ Harika , size iyi gelmesine çok sevindim.”

“ Peki Hocam ben bu öğrencilerle ne yapacağım. Lütfen bana yardım edin bu konuda.”

“ Sevgili Öğretmenim, ben size tavsiyeler vererek yardımcı olamam maalesef. Ancak sizinle yaptığımız bu konuşmanın tarzı ve etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz ?”

“ Harika Hocam, söyledim ya uzun zamandır anlaşıldığımı ve değerli olduğumu hissetmemiştim. Sizin benimle ve duygularımla bu kadar içten ilgilenmeniz bana çok iyi geldi. Şu an neden bilmiyorum ama kendimi daha güçlü hissediyorum. “

“ Çünkü sizin de söylediğiniz gibi anlaşıldığınızı, önemsendiğinizi, duygularınızın dikkate alındığını ve en önemlisi de sizinle bu kadar yakından ilgilendiği, iletişim kurulduğu için değerli olduğunuzu hissettiniz.”

“ Evet aynen öyle oldu.”

“ Peki bu tarz yaklaşımı ve iletişimi sizin ifadenizle o korkutulmaktan başka bir şey anlamayan çocuklarla deneyebilir misiniz ?”

“ Bunu nasıl yapacağım hocam. Bunun için hem vaktim yok hem de böyle konuşmayı sizin kadar iyi bilmiyorum ki ?”

“ Birincisi sizinle bu konuşmamız toplam 20 dakika sürdü. Her gün boş derslerde veya ders bitiminde bir çocuğa 20 dakika zaman ayırmak sizin için çok zor olur mu ?”

“ Böyle bakınca tabi ki zor olmaz. “

“ İkincisi de ben sizinle muhteşem iletişim sihirleri kullanarak konuşmadım. Tüm görüşme boyunca yaptığım tek şey sizi anlamaya çalışmak ve duygularınızı hissetmek oldu. Bu sürece de başka hiçbir şeyle ilgilenmedim sadece sizden başka.”

“ Ne demek istediğinizi gayet iyi anladım Hocam.”

“ Buna sevindim. Sizin de fark ettiğiniz gibi sadece anlaşıldığını ve değer verildiğini hissetmek bile bir çocukla çok hassas bağlar kurmanızı sağlayabilir. Bir kez bile bu bağı kurmak, ister yetişkin olsun ister çocuk olsun bir insanın hayatında çok etkili dönüşümler yaratabilir.”

“ Hocam size sarılabilir miyim ?”

Görüşmemiz kucaklaşmalarla son buldu…

Umarım ne demeye çalıştığımı anlatabilmişimdir !

855 Toplam 1 Bugün
Yazar: Sema Deniz

    1 Yorum

  1. Öznur ALTINBAŞ Kasım 2, 2018 at 6:26 am Cevapla

    ☺ Bazen herşey o kadar basit ve çözümsel bir hal alıyor ki, sadece biraz düşünüp empati kurabilmeliyiz. Sizinle yolumun kesişmesi benim için ve Sirac için çok kıymetli…

Yorum Bırak