İBADET Mİ TİCARET Mİ?

Bugün iki arkadaş aralarında konuşuyorlardı;

“E hani oruç tutacaktın bugün?”

“Tutacaktım ama vazgeçtim sonra.”

“Ne oldu da vazgeçtin?”

“Bir Hoca’ya sordum. Bugün oruç tutulması gerekmiyormuş. Sevapmış ama o kadar da değil.”

Geçerken duyduğum ve sınıfa girmem gerektiği için konuya müdahil olmadım ama aklımda döndü durdu.

Bu duyduklarım yüzünden haddimi aşarak âlimi olmadığım bir konuda birkaç satır yazmaya karar verdim.

Bizim Âlemlere Rahmet Ahlak Abidesi Sevgili Peygamberimiz bugün bu konuşmayı duysa; dinimizden ne kadar uzaklaştığımızı ve maalesef ibadetlerimizi bir kar elde etme algısına yani bir anlamda ticarete döktüğümüzü bilse yüreği acıdan yanardı sanırım.

Benim güzel kardeşlerim;

Hepimizin bildiği gibi İslam Dinimizin beş şartı var. Bu beş şartı uygulamamızı ve ibadetlerimizi yerine getirmemizi bizden isteyen Yüce Yaradan’ımızın bu şartları bize göndererek bizden beklediği şey, Güzel AHLAK sahibi olmamız değil mi?

Yoksa bugün uyguladığın ibadetlerin öldüğünde ahir hayatında sana sağlayacağı faydalar üstünden hesap yaparak uygulamak olabilir mi?

Örneğin;

Senden namaz kılmanı istiyor ve bunu sana şart koşuyor. Çünkü günde beş kez abdest alarak suyla sık temas etmeni ve her namazda diz çökerek, başını secdeye koyarak aslında sadece aciz bir kul olduğunu, seni yaratan Yüce Rabbini unutmamanı istiyor. Bu öyle güzel bir istek ki, yoksa biz beşerler sıklıkla şaşırıp dünya da istediğimiz her şeyi kontrol edebileceğimiz algısına yenik düşüyoruz. Ve bu algı bizi diğerleriyle düşmanlığa, kavgaya ve şiddete sürüklüyor ki bu ahlakın eksikliğinin en derin göstergesi değil mi?

Sonra gerçek manada odaklanarak namaz kılmanın insan ruhuna katkısı muazzam. Uzak doğuda meditasyon yaparlar biliyorsunuz. İnsanın sürekli çalışan ve türlü vesveseler üreten zihnini susturmak için yapılır bu meditasyon. Oysa bizim namaz ibadetimiz gerçek anlamda odaklanarak ve zihni vesveseli düşüncelerden arındırarak kılındığında eşi benzeri olmayan bir meditasyon hali yaşatmıyor mu bize?

Aynı dualarla ve aynı hareket devinimleri ile günde beş kez namaz kılan birinin zihninin nasıl durulaştığını, odaklanma becerisinin arttığını, sık abdest aldığı için bedeninin kirli enerjilerden temizlendiğini ve başını her secdeye koyduğunda şu dünya da emanetçi olduğunu unutmadığını, kendinden büyük bir güce imanın ruhunu nasıl terbiye ettiğini bilmiyor muyuz?

Ve elbette en Oruç tutma ibadetimiz hepimize malumdur. Nefsimizi terbiye eder ve bizi ihtiyacımızdan fazlasına göz dikmekten, ihtiyacımızdan fazlasını tüketmekten koruduğunu bilmeyen yoktur. Gerçek halis niyetlerle oruç tutan yani aç kalan birinin bedeni oruç ibadeti boyunca devreden çıkar ve insanın davranışları üstündeki hâkimiyetini bu süre içinde kaybeder. Biliyorsunuz bedenimizin de bir hafızası ve bu hafızaya göre bizi yönlendirme gücü var. Elbette bunu hormonlarımız aracılığıyla yapar ve biz farkına varmasak da çoğu davranışımız bedensel hafıza tarafından yönlendirilir. İşte oruç tutma ibadeti bizi bundan kurtarır ki ramazan ayı boyunca daha ruhani daha kalbi davranışlar gösteririz.

Hacca gitmek ise tamamen ruhani bir deneyimdir. Mutlaka her inananın yaşaması gereken bir deneyimdir üstelik. İnşallah dileyen herkese nasip olur. Bu ibadetimizin bize katacağı şey ise, kutsal topraklara giderek orada ki ruhani enerjiyi yaşamamız ve bu enerjilerin etkisiyle yine hem bedensel hem ruhsal olarak arınmamızdır. Bilirsiniz gökler ile yerler arasında enerji bağlantıları vardır ve kutsal topraklar bu açıdan ruhani enerji ağının tam merkezidir. Orada bu enerjiyle temas eden ve ruhani olarak kendini tam ve orada tutan kişi yine uzak doğuluların o hep arayıp durduğu aydınlanma duygusunu rahatlıkla hissedebilir.

Yani ibadetlerimizi kalben ve tüm benliğimizle hissederek yapmalıyız. Bu ibadetler bizi güzel ahlaklı iyi insanlar olma yolunda besleyen ruhani alışkanlıklarımız olmalı. Elbette bizim ne ibadetimize ne imanımıza ne de inancımıza Yüce Rabbimizin ihtiyacı yoktur. O her şeyden münezzehtir. Ve elbette bize şart koştuğu ibadetler bugün dünya hayatında bizi iyi insanlara, güzel ahlaklı bireylere dönüştürmüyorsa ahir ömürde bunlardan fayda beklemek son derece mantıksız bir beklenti değil mi sizce de?

İbn Arabi “Allah Kimleri Sever.” kitabında ibadetlerini hakkıyla yapan ve İnsan-ı Kamil olma yolunda ilerleyen insanların güzel huylarını şöyle sıralıyor;

İffet: Bütün hazlarda aşırılıktan kaçınmak.

Kanaat ve Tutumluluk: Eldekiyle yetinme duygusu.

Hoşgörü: Hilim yani öfken şiddetli olduğu ve gücün yettiği halde intikam almayı bırakmak.

Ağırbaşlılık: Gereksiz ve yanlış konularda konuşmaktan, hareket etmekten kendini engellemek.

Sevgi ve Dostluk: Müveddet yani arzuya uymadan dengeli bir şekilde sevmek.

Merhamet: Sevgi ve üzüntü karışımı bir duygudur. Acımak merhamet değildir.

Vefakârlık: Sözlerinde kararlı ve sabırlı olmak.

Emanete Riayet ve Sır Saklama: Kendisine duyulan güvene halel getirmemek.

Güler Yüzlülük: İnsanlara tebessüm etmek.

Doğru Söyleme: Bir şeyi gerçekte bulunduğu duruma ve hale göre bildirmek.

İyi Niyet: Bütün insanlara karşı iyilik beslemek.

Cömertlik: İstenmeden ve bir hak ediş olmadan malı paylaşmaktır.

Cesaret: Gerekli anlarda atılganlıkla davranmak.

İyiliklerde Rekabet: Üstün ahlaki mertebeler ve insana saygınlık kazandıran güzel davranışlarda rekabet etmek.

Sabretme: Ağırbaşlılık ve cesaretin birleşiminden oluşur. Sabır sürece saygıdır.

Himmet Büyüklüğü: Başa kakmadan ve aşırılığa kaçmadan kendisinden isteyen kişiye ikramda bulunmak.

Adalet: Her şeyi yerli yerinde ve vakti zamanında, israf ve cimrilik yapmaksızın, öne almaksızın veya geciktirmeksizin, olması gerektiği ölçüde ve biçimde kullanmak ve yapmak.

Tüm bunların ışığında;

Yaptığımız ibadetler, bizi yukarıda sayılan güzel huylarla donanmış, iyi ahlaklı kimselere dönüştürmesi amacıyla görev olarak addedilmiş ruhani vazifelerimizdir. Bu ruhani vazifeleri hakkıyla uygulayan insanda bu dünyayı cennete çevirir ki elbette ahir ömürde Hakkın Rahmetine mazhar olur. Yoksa kendi ahir ömrü için ibadet edip, karakteri ve yaptıklarıyla çevresindekilere yaşamı cehenneme çeviren insanların yaptıkları ibadetlerden kar beklemesi bugün bir çocuğun bile mantıksız bulacağı basitlikte ve cahillikte bir düşünce şeklidir.

Yüce Rabbimizin, hepimize Peygamber Efendimizin ahlakı ışığında yürüyebilmeyi nasip etmesi duasıyla Hayırlı Kandiller…

Sevgilerimle…

Sema Deniz

652 Toplam 1 Bugün
Yazar: Sema Deniz

    1 Yorum

  1. Meral Yıldız Ocak 2, 2018 at 11:32 am Cevapla

    İyiki görmüşüm sayfanizi.yazılarınız çok güzel ve düşündürücü ilk fırsatta kitabınızı alacağım..iki çocuk annesiyim ikiside erkek büyük oğlum tarih öğretmeni küçük oğlum 7. Sınıfta parlak zekalı bir çocuk ve ben onuda topluma kazandırmak için cirpiniyorum yazilarinizdan faydalanacagim…başarılar diliyorum size.

Yorum Bırak