BEN BU ÜLKEDE OLAN BİTENLERDE NE DUYUYORUM NE GÖRÜYORUM SANA ANLATAYIM !

Bunu anlatabilmek için pek klişe bir tabirle çocukluğumuza inmeliyim. Günümüzde yetişkin çağlarını yaşayan yaklaşık 30-50 yaş aralığı olan nüfus yani bizler ne koşullarda yetiştik ve büyürken nelere maruz kaldık. Buna bir bakalım ki sonra bugün olanlar neden oluyor hayretine bir mana verelim ne dersin ?

Benim espri ile karışık sık kullandığım bir cümle vardır :

“ Biz çocukken çocuklar kıymetsizdi, her şey anne-baba üstünden yürürdü. Biz anne-baba olduk şimdi de her şey çocuk merkezli hale geldi. E biz o kıymetli döneme bir denk gelemedik kardeşim.”

Sen çocukluğunu hatırlıyor musun bilmiyorum ama ben hatırladıklarımdan bahsedeyim sana.  Tabi tüm yazacaklarım orta sosyo-ekonomik düzey aileler ile ilgili. Diğer düzeylerde olaylar farklı gelişmiş olabilir ama ben ancak bildiklerimi ve yaşadıklarımı yazabilirim.

Bundan yaklaşık 10-15 yıl önce hızla değişen çocuk psikolojisi bilimi devreye girmeden önce çocuk denen varlığa önem vermek, onun psikolojisini düşünmek, gelişimi için neler yapmalı gibi anne-baba olarak kafa patlatmak hiç moda değildi. Çocuk doğardı ve ait olduğu sistemin içinde, o sistemin kurallarına göre büyürdü.

“Efendim çocuğun okulda başarısı için anne-baba olarak şunları yapmalısınız, ödevlerini takip edip onun alacağı puanları şu seviyeye getirmelisiniz…” gibi cümleler bizim neslin anne babalarının belki de hiç duymadığı ve duysa da hiç mana veremeyeceği şeylerdi.

“ Aman çocuğumuzun sınavları başladı, evde her şey dursun…hayatımızı ona odaklayım da sınavda başarılı olsun.” Bunu kendi anne-babamın söylediğini düşünmek bile güldürüyor beni.

Bu çocuklarını önemsemediklerinden ya da okutmak istemediklerinden değil sadece böyle bir algıları yoktu. Çocuk eve en yakın okula gider, üstelik kendi gider kendi gelirdi. Sınıfta kaldıysa veya öğretmen şikayet ettiyse bir iki tokat yer sonra yine okula gider gelirdi.

Tabi o zamanın çocukları olan bizler için, en önemli aktivite okul değil okul dışındaki  zamanı geçirmenin en iyi yolu olan sokakta oyundu. Sokakta oyun ve okul arası vakit ise belki ders çalışarak ama daha çok ev hayatının sana yüklediği sorumlulukları yerine getirmekle geçerdi. Bunun için pek yaşa başa bakılmaz evde gereken her işte ailenin her ferdi çalıştırılırdı.

Yani okulda çalışır evde çalışırdık ve maalesef kaç yaşında olursak olalım ne okulda ne evde çocuk olamazdık…

Okulda bir yaramazlık yapsak, mesela koşsak zıplasak ya da gülsek ya da derse geciksek hemen ceza alır, çocuğun en doğal haliyle hakkı olan hata yapma şansını hiç bulamazdık. Şimdi dönüp ilk öğretmenlerimi düşündüğümde gülen tek bir yüz canlanmıyor hatırlarımda. Sadece tek bir anım var, ilkokul üçteyim sanırım. Çok karlı bir günde öğretmenimizle bahçede kartopu oynamıştık ve öğretmen bana kartopu atmıştı gülerek. Hiç silinmez o yüz hatıralarımdan. Bunun dışında otorite figürleri olarak kayıtlıdır zihnimde.

Evde de durum farklı değildi… o yıllar hayatın en önemli derdinin geçim sıkıntısı olduğu ve ailelerin nüfusları gelirlerinden bağımsız arttığı için anne-baba ; evde otorite ve geçim sağlamak dışında çocuklarının incelikli psikolojik ihtiyaçlarının derdine düşemiyorlardı maalesef…

İşte biz sokakta onayabildiğimiz ve çocukluğumuzu akranlarımızla yaşayabildiğimiz o güzel anlar dışında, yetişkinlerle hemen hiç duygusal bağ kurmadan ve onları sadece birer otorite figürü olarak gören bir nesiliz bence.

Otorite figürü görelim tamam ama o figürlerin hemen hepsi çoğunlukla kızgın ve öfkeli…

Senin adam olman için çabalayan ama senin yüzünden bir türlü başaramadığı için seni cezalandıracak derecede katı davranan…

Habire burnuna doğru uzatıp durduğu parmağıyla sana “şunu yapmalısın, bunu yapmalısın” diye emirler yağdıran…

Çocukluğuna kanıp onun sözlerini dinlemez isen sana yapacakları konusunda tehditler savuran …

Eğer hala çocuk olmaya ısrar edersen fiziksel şiddet bile uygulayan ve bir de senin gözünün önünde dayak attığı bir çocuğu korumaya falan kalkarsan sana ona yaptığından daha kötüsünü yaparak, bir başkasını savunma cesaretini bir daha göstermemeni sağlayan…

Ve gösterdiği tüm bu şiddetin ve katı kuralların seni korumak için olduğuna inanmanı sağlayan otoritelerdi.

İŞTE O OTORİTE FİGÜRLERİ TARAFINDAN ;

Çocuk olmanın, saf olmanın, mutlu olmanın, olur olmaz gülmenin, oyun oynamanın, eğlenmenin, senden farklı olanları sevmenin, yeni insanlar tanımanın, merak duymanın, her kitabı okumak istemenin, özgür olmak istemenin, onların verdikleri dışında bilgiler almak istemenin yasak olduğu bir dönemde…

HAYATI YENİ ÖĞRENEN BİR ÇOCUĞUN HAKKI OLAN ŞEYLERE HAKKIN OLMADIĞINI ÖĞRENMENİN SAĞLANDIĞI YILLAR OLARAK GEÇTİ BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZ.

ŞİMDİ SORUYORUM SANA, BU AÇIDAN BAKTIĞINDA,

GÜNÜMÜZDE SİYASETE YÖN VEREN VE OY KULLANAN KESİMİN, OTORİTEYİ VE YAŞAMI ALGISI BU BÜYÜME ŞEKLİYLE BAŞKA NASIL OLABİLİRDİ Kİ ?

 

 

1209 Toplam 1 Bugün
Yazar: Sema Deniz

Yorum Bırak